Baş Döndürücü Uzay ve Şaşırtıcı Gerçekler

Baş Döndürücü Uzay ve Şaşırtıcı Gerçekler

10 Şubat 2011 Perşembe

Malatya İzlenimleri 1 /10 Şubat 2011/

Eskiden her şehrin bir kapısı olurmuş ve seyyahlar ilk o kapının önünden izlerlermiş, misafiri olacakları şehri. Şöyle kafalarını kaldırıp bakarlarmış.
“Hey gidi şehir” derlermiş ve yürürlermiş.

Ben öyle yapamadım. Soğuk bir havaalanından, askeri binaların arasından geçerek, iki katlı bir iç hatlar yolu geliş binasına girip, on beş dakika çantamın gelmesini bekleyip, yavaş adımlarla havaalanını terk edip, bir taksi kiralayarak, uzun uzadıya esneyerek, şehre girdim.


İç Anadolu şehirlerine hangi mevsim gelsem fark etmiyor. Hafif bir rüzgar ve umut dolu, gururlu bakışlar karşılıyor beni. “selamun aleykum” diyerek bir kahvehaneye girdiğimde şaşırıyor bakışlar, bu ne perhiz be ne lahana der gibi. Ayağımda mavi pabuçlar, her yanında cep olan garip pantolon. Bir atkı, parmaksız mavi eldivenler ve saçı sakalı karışmış bir surat.

Haklılar tabi.

“aleykum selam” diyerek selamımı alıverdi genç adam. “ hoş geldin” dedi. Sonra

Hoş bulduk demeye kalmaz, kendimi bir çay sohbetinin ortasında buluveririm hemencecik. İşte o an dakikaların, zamanın durduğu andır. Bütün bir yaşamımı işte ben bu anı yaşayabilmek için çabaladım demek gibidir. Konuşurum. Bilindik bilinmedik her şeyden. Güleriz, dertleniriz. Birbirimizi hiç tanımayız ama, konuşuruz. Ben misafirim, onlar ev sahibi. Ben seyyahım onlar hancı, ben deliyim onlar akıllı…

Çoğu zaman anlattıklarım güldürüyor, hayret ettiriyor.

İşte Malatya böyle bir şehir, bunları bunları yaşadım, böyle böyle oldu…
Yok hayır hiç bir şey olmadı. Bugün sadece gezindim kalabalık sokaklarda, bugün sadece nefes aldım, bugün sadece koptum kurallardan, bugün sadece maskelerimi çıkardım.

Etrafı dağlarla, şubat ayında geldiğim için karlı dağlarla, çevrili bir şehir Malatya.

“bu mevsimde aslında daha fazla kar olması gerekiyordu ama bu kış pek kar yağmadı,” diyor bir dost.

“İstanbul aynı” diyorum.

“İstanbul,” diyor.

Güzel bir lokantada tadına doyamadığım bir yemek yedim.

Büyük binalar, eski binalar, yıkık binalar, markalar, modayı takip eden gençler, kayısı bahçeleri, mahsun bakışlar…

Yarın biraz daha gezeceğim, belki Hayyam’ı, belki NONO’yu, Umut’u buralarda görürüm…

İşte hepsi bu şimdilik
Hoş bulduk Malatya…

**







/Hayyam’dan/

bir şehre girerken içinde farklı bir his vardır hani, bilirsin.
işte karşımda Malatya, içimde o his.
dört bir yanım karlı dağlarla çevrili
kocaman bir ovanın ortasındayım.
hafiften bir rüzgar esiyor
montumun cebinden bir dal sigara çıkarıyorum
ve rüzgarın gücüne yenik düşüyorum
yalnızlık bu işte
yalnızlık işte bu

her şeyi söylemek mümkün,
ama susmak en güzeli....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder